Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mart 2010 Cumartesi
Hobilerim ve ben MAYDANOZ' da
23 Mart 2010 Salı
19 Mart 2010 Cuma
***ACI KAYBIMIZ,UTANMAK***
"Utanmıyorsan dilediğini yap"
Bu bütün peygamberlerin ortak sözüydü.Doğru inanan insanların giysisidir utanmak.Yeni yitiğimiz,acı kaybımız,bir kere gitti mi bir daha geri gelmeyenimiz.Ne acı oldu gidişin,sen mi bizi bıraktın yoksa biz mi seni?
Tahtına hayasızlığı oturttuğumuzdan beri,ne çok özlediğimi farkettim seni.Ruhumun uçsuz buçaksız derinliklerinde hissettim yokluğunu....
Sen gideli çok şey değişti bizde.Kıyafetlerimiz daha bir özgür,daha bir engelsiz.İstediğimiz gibi güneşleniyor kemik erimelerine karşı direnç kazanıyoruz.Artık bize yan gözle bakanlara,laf atanlara hiç aldırmıyoruz.
En hayasız dizileri ailecek seyrediyor,bel altı mizahlara beraber gülüyoruz.Eskiden yüzümüzü çevirdiğimiz,kapatmak için yüzümüz kızararak kumandayı aradığımız sahneleri şimdi rahatça seyrediyoruz...
Bir kadına baktı diye kahrından ölen sahabeyi,hayasından sadece tek gözünü gösteren nineleri,yatak odası demeye arlanıp,"uyku odası" diyen büyüklerin hikayelerini hayretle dinliyoruz.Üstadın şiirini de unutalı çok oldu;
"Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem,
Kızının gösterdiği kefen bezine mahrem"
Çocuklarımızın ahlak yoksunu şarkıcı ve oyuncuların posterlerini duvarlarına asmalarına,en şuh kıyafetli nazendelerin evimizde boy göstermelerine sesimizi çıkartmıyoruz.Repertuarlarıda çok genişledi bu arada."YK'nın şarkısını en güzel senin çocuğun mu,benim çocuğum mu söylüyor?" deyip iddiaya bile giriyoruz.
Sen gideli çok şey değişti hayatımızda;
Kızımızın,oğlumuzun kız arkadaşlarını eve bile getirmelerine izin veriyoruz.El ele tutuşmalar,göz göze bakışmalar,edepsiz konuşmalar hiiiiç mi hiç rahatsız etmiyor bizi.
Bugün yokluğun daha bir acı verdi bana.En asil duyguymuşsun sen meğer,seninle beraber nice değerlerinde gittiğini anladım.Sadakat,nezaket,dürüstlük mesela....Her biri seninle yok olup gitti.
En değerli hazineymişsin meğer,sen olmazsan hayasızlık yaftası düşmüyor boynumuzdan..
İnan çok özledim seni,en masum yanlarımı,en naif hallerimi özledim.Yinede küçükte olsa bir ümit var içimde,bir gün dirilirde bu ölü bedenlere geri gelirsin diye.Hayasızlığın kirlettiği hallerimizi,yeniden temize çıkarırsın diye...
Cahide Sultan
Bu bütün peygamberlerin ortak sözüydü.Doğru inanan insanların giysisidir utanmak.Yeni yitiğimiz,acı kaybımız,bir kere gitti mi bir daha geri gelmeyenimiz.Ne acı oldu gidişin,sen mi bizi bıraktın yoksa biz mi seni?
Tahtına hayasızlığı oturttuğumuzdan beri,ne çok özlediğimi farkettim seni.Ruhumun uçsuz buçaksız derinliklerinde hissettim yokluğunu....
Sen gideli çok şey değişti bizde.Kıyafetlerimiz daha bir özgür,daha bir engelsiz.İstediğimiz gibi güneşleniyor kemik erimelerine karşı direnç kazanıyoruz.Artık bize yan gözle bakanlara,laf atanlara hiç aldırmıyoruz.
En hayasız dizileri ailecek seyrediyor,bel altı mizahlara beraber gülüyoruz.Eskiden yüzümüzü çevirdiğimiz,kapatmak için yüzümüz kızararak kumandayı aradığımız sahneleri şimdi rahatça seyrediyoruz...
Bir kadına baktı diye kahrından ölen sahabeyi,hayasından sadece tek gözünü gösteren nineleri,yatak odası demeye arlanıp,"uyku odası" diyen büyüklerin hikayelerini hayretle dinliyoruz.Üstadın şiirini de unutalı çok oldu;
"Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem,
Kızının gösterdiği kefen bezine mahrem"
Çocuklarımızın ahlak yoksunu şarkıcı ve oyuncuların posterlerini duvarlarına asmalarına,en şuh kıyafetli nazendelerin evimizde boy göstermelerine sesimizi çıkartmıyoruz.Repertuarlarıda çok genişledi bu arada."YK'nın şarkısını en güzel senin çocuğun mu,benim çocuğum mu söylüyor?" deyip iddiaya bile giriyoruz.
Sen gideli çok şey değişti hayatımızda;
Kızımızın,oğlumuzun kız arkadaşlarını eve bile getirmelerine izin veriyoruz.El ele tutuşmalar,göz göze bakışmalar,edepsiz konuşmalar hiiiiç mi hiç rahatsız etmiyor bizi.
Bugün yokluğun daha bir acı verdi bana.En asil duyguymuşsun sen meğer,seninle beraber nice değerlerinde gittiğini anladım.Sadakat,nezaket,dürüstlük mesela....Her biri seninle yok olup gitti.
En değerli hazineymişsin meğer,sen olmazsan hayasızlık yaftası düşmüyor boynumuzdan..
İnan çok özledim seni,en masum yanlarımı,en naif hallerimi özledim.Yinede küçükte olsa bir ümit var içimde,bir gün dirilirde bu ölü bedenlere geri gelirsin diye.Hayasızlığın kirlettiği hallerimizi,yeniden temize çıkarırsın diye...
Cahide Sultan
10 Mart 2010 Çarşamba
MUTLU YILLAR EY MUHAMMED ÜMMETİ!
Bazı arkadaşlarım dünkü yazımdan alınmışlar.Sözlerim belli kişilere yönelik değildi.Artık toplumumuzda yaygınlaşan ve derinleşen bir yaradır yılbaşı çılgınlığı.Tüketimin haddi aştığı,akla gelmedik hazırlıkların harcamaların yapıldığı bu zamanlarda birileri "ne oluyoruz" diyorsa,bunda alınacak bir şey olduğunu düşünmüyorum.bahsini ettiğim durumlar sizin evinizde yaşanmıyorsa zaten alınmanız yersiz olur....
Büyük şehirlerde sokaklara çıktığımız zaman,o sokakların kendi ülkemizin mi yoksa bir Avrupa ülkesinin sokaklarımı olduğu konusunda tereddüt yaşıyoruz.Kendi sokaklarımızda bir gurbetçi gibi geziyoruz.Oysa bir avrupalı buralarda kendini asla yabancı hissetmiyecektir.
Bu yılbaşını o kadar abarttılar ki artık kendi bayramlarından utanır oldular.Söyleyin Allah aşkına bir Kurban bayramı,bir Ramazan bayramı sokakların süslenmesine daha layık sebepler değil mi?Hangi bayram ışıltılı oldu sokaklarımız?Hangi bayram rengarenk süslendi?
Onca para verip aldığınız piyango biletlerine bağlamadınız mı bütün umutlarınızı?Bereketsiz ve haram bir para olduğunu bile bile...
Eğer sizler bu iç acıtıcı görüntülere onay vermeseydiniz,desteklemeseydiniz bu görüntüler hayatımızı bu kadar işgal etmiyecekti.Sen değilsen o,o değilse bir başkası ama mutlaka bir suçlu var ortada. Belki susan,tepkisiz kalan,hayır diyemeyen her birimiz suçluyuz.
Okullarda artık vazgeçilmez olan yılbaşı çekilişleri,çocuklarımızın hevesini kışkırtan hediyeler,birilerinin üzerimizde oynadığı sinsi oyunlar sizin hiç mi içinizi acıtmıyor?
Noel babalı pastalarınız,yılbaşı figürlü kurabiyeleriniz,yılbaşı etkinlikleriniz nasıl oluyorda yüreğinizi daraltmıyor?Bunları gönül rahatlığıyla mı yapıyorsunuz gerçekten?
İçimi acıtan,gözyaşlarımı akıtan bu pervasızlıklar karşısında söyleyin nasıl yazmayayım?Nasıl eli kolu bağlı durayım?Bir hiçlik girdabına giden bu akıntıya boş kütükler gibi bırakamayız kendimizi!
"Nasıl yaşıyorsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle de dirilirsiniz.(Hadis-i şerif)"
Eğer yeni bir seneye nasıl girerseniz bütün senenin öyle geçeceğini düşünüyorsanız,iyi bir şeyler yapın.O gece Allah'ın ayetlerini okuyun,secdelere kapanın şafak sökene kadar.Dualarınızı yıldızlar gibi savurun semalara,nasuh tevbelerinizi daha bir içten yapın.Bakın nasıl güzel,nasıl bereketli geçecek bütün sene.
Özünden kopmadan,batıla sapmadan,Hak'tan ayrılmadan geçecek nice yıllara....
CAHİDE SULTAN
4 Mart 2010 Perşembe
Gün ışığı ödülüm...

Yeni yılın ilk ödülünü aldım...Sevgili Semra, beni gün ışığı ödülü ile ödüllendirmiş... Arkadaşıma teşekkür ediyorum...Ben de bu ödülü bütün arkadaşlarıma gönderiyorum...
28 Şubat 2010 Pazar
24 Şubat 2010 Çarşamba
Bir atkı, bir fular ve mim...

Birileri anlatsın arkadaşım tarafından mimlenmişim... Cevabını geciktirdiğim için kusura bakma arkadaşım... Bir süredir kızım ve ben griple boğuşuyoruz... Çok şükür bugün biraz iyiyim de bloguma bakabildim...
Bu arada yukarıdaki atkı ve fuları da geçen hafta ördüm, pasajıma koydum burada ancak yayınlamaya fırsatım oldu...
Gelelim mimin cevaplarına...
Bloguna neden bu ismi verdin?
Hobilerimi paylaşacağım bir blog olmasını istediğim için bu ismi uygun gördüm...
Blogu yazarken attığın star tribi...
Trip demeyelim de, blogumda paylaşacak güzel bir çalışma yaptığımda bunu yayınlamak beni inanılmaz mutlu ediyor... Bir de izleyicilerimin artması bloguma karşı sorumluluğumu artırıyor...
En son aldığın garip şey...
Garip mi bilmem ama yumurta sarısıyla akını birbirinden ayıran bir alet...
Şeker gibi olduğun anlar...
Bütün işlerimi bitirdikten sonra elime elişimi aldığımda şeker gibi olduğumu söyler evdekiler...
Arkadaşım sormayın dediğiniz şey...
Bu soruya cevap bulamadım :(
Aynaya bakınca gördüğüm...
Saçındaki her beyaz telin, yüzündeki her yeni çizginin hayatına anlam kattığına inanan bir anne...
Kendini okutan bloglar...
Bana birşeyler katacak bütün blogları vaktim olduğunca okumaya çalışırım... Yalnız çok uzun yazılar beni sıkıyor...
Bu blog sahibesi nerelerde görünür?
Yüncüde rengarenk yünlerin arasında,
bilgisayar başında,
kursta (bu yıl iğneoyası kursundayım) ...
Bloguna neden bu ismi verdin?
Hobilerimi paylaşacağım bir blog olmasını istediğim için bu ismi uygun gördüm...
Blogu yazarken attığın star tribi...
Trip demeyelim de, blogumda paylaşacak güzel bir çalışma yaptığımda bunu yayınlamak beni inanılmaz mutlu ediyor... Bir de izleyicilerimin artması bloguma karşı sorumluluğumu artırıyor...
En son aldığın garip şey...
Garip mi bilmem ama yumurta sarısıyla akını birbirinden ayıran bir alet...
Şeker gibi olduğun anlar...
Bütün işlerimi bitirdikten sonra elime elişimi aldığımda şeker gibi olduğumu söyler evdekiler...
Arkadaşım sormayın dediğiniz şey...
Bu soruya cevap bulamadım :(
Aynaya bakınca gördüğüm...
Saçındaki her beyaz telin, yüzündeki her yeni çizginin hayatına anlam kattığına inanan bir anne...
Kendini okutan bloglar...
Bana birşeyler katacak bütün blogları vaktim olduğunca okumaya çalışırım... Yalnız çok uzun yazılar beni sıkıyor...
Bu blog sahibesi nerelerde görünür?
Yüncüde rengarenk yünlerin arasında,
bilgisayar başında,
kursta (bu yıl iğneoyası kursundayım) ...
22 Şubat 2010 Pazartesi
Görkemli Blog Ödülü

Sevgili lilibebek arkadaşım tarafından, içeriği ve düzeniyle görkemli olan bloglara verilen ödülle ödüllendirildim... Beni bu ödüle layık gördüğü için arkadaşıma çok teşekkür ederim...
Ben de kiana ve aliye arkadaşlarıma bu ödülü vermek istiyorum...
21 Şubat 2010 Pazar
Kırmızı atkı


Bugün sizlerle paylaşacağım atkıyı Kartopu Flora ile ördüm... Yapmak isteyenler için şemasını gri atkı yazımda verdim...
Sinir olduğum o kadar çok şey var ki...
*** En çok sinir olduğum, domuz gribi, GDO, açılımlar vs ile gündem değiştirip, bizi halk olarak aptal yerine koyan yöneticiler...
***Tv'deki birbirinin benzeri evlilik programları...
***Yalan söylenmesi...
***Tembel insanlar...
***İnsanların beni kırıp üzmesine izin verip, onlara cevap vermediğim için kendime sinir oluyorum...
19 Şubat 2010 Cuma
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN
16 Şubat 2010 Salı
12 Şubat 2010 Cuma
DİZİLER BİZE NEYİ DAYATIR?
Henüz çok küçüktüm,köle isaura adlı diziyi annemler seyrettiği için merak eder,her hafta seyredeceğim der,ama uykuma yenik düşer bir türlü seyredemezdim.İyi ki seyretmemişim diyorum şimdilerde.Bir çoğunun adını bilmem ama Yaban gülü,yalan rüzgarı gibi dizileri hatırlıyorum.O zamanlar pembe dizi denirdi. Aslında hepsi kapkara idi…Zamanla çok şey değişti.Artık memleketimin zeki(!)senaristleri brezilya dizilerine taş çıkartan senaryolar yazıyorlar.Çoğumuzun okuduğu sadece ikiyüz üçyüz sayfalık olan romanlardan iki yıl boyunca devam eden diziler çekebiliyorlar.Hemen her yeniliğe açık olan biz,büyük bir iştahla bu dizileri seyrediyoruz.
Peki haftada en az iki üç dizi seyreden bizler,bu dizilerin hayatımızda ne türlü değişiklikler yaptığını hiç düşündük mü?Yada bu dizilerin bize ve toplumumuza neler dayattığını?
Bakın vazgeçemediğimiz,beğenerek seyrettiğimiz diziler bize neyi anlatır,neleri dayatır;
Göz alıcı ve debdebeli yaşamlarla ,bizim yaşantımızın basit ve sıradanlığını anlatır,lüks ve erişilmesi zor yaşam biçimlerini dayatır…
Her gün,her vakit değişen kıyafetleriyle,bizim giyim tarzımızın gülünçlüğünü,sık sık aynı kıyafeti giymenin ayıplığını anlatır,aksesuarından çorabına kadar en marka ve en pahalı kıyafetleri bize dayatır….
Alabildiğine şuh,neredeyse vücutlarının çoğunu açıkta bırakan kıyafetleriyle;giysilerimizin,köylü vari ve utanılacak giysiler olduğunu anlatır,bize sözüm ona en modern(!),en çağdaş(!) en dekolteli kıyafetleri ,yani çıplaklığı dayatır….
Sınır bilmez,kural tanımaz tavırlarıyla;sakin,mutedil bir hayatın sıkıcılığını anlatır,dünyada rahatsız olduğumuz,sevmediğimiz ne varsa çekinmeden müdahele edebilecek,tek başına her şeye karşı koyabilecek fütursuz tavırları dayatır….
Kusursuz(!) fizikleri ve sahte güzellikleriyle;ne kadar çirkin ve beğenilmez olduğumuzu anlatır,gereksiz estetik ameliyatlarını,her yaşta ve durumda incecik olmamız gerektiğini dayatır….
Sık sık değişen aşk hayatları ile;bir çiçekle bahar gelmeyeceğini(!),evliliğin de aşkı bitirdiğini anlatır ve boşanmanın hiç de zor olmadığını, bunun düşünmeden yapılabileceğini dayatır…
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun 2003 yılında yaptığı araştırmaya göre, son 10 yılda boşanmada artış oranı yüzde 80,7. Geçen altı yıl sonunda bu rakamın daha da arttığı bir gerçek.
Toplumumuzun en önemli dayanaklarının başında yer alan aile kurumu,önü alınamaz bir hızla darbe alıyor.Çok masum görünen,sadece bir dizi deyip geçtiğimiz bu kirli senaryolar,hayatımızın her alanına sinsice müdahele ediyor.Bu dizilerin senaryo olduğunu bildiğimiz halde,dizilerle ağlıyor dizilerle gülüyoruz. Çünkü beyin yalan bilmez,gördüğü herşeyi gerçek gibi kabul edermiş.Öylesine seyrettiğimiz bu diziler önceleri “Aaaa olur mu öyle şey?”dediklerimizi,sonraları;”Olabilir neden olmasın”söylemlerine dönüştürüyor.Markette dinlediğimiz bir müzik bile alışveriş oranımızı artırabiliyorsa,bu dizilerin hayatımızda yaptığı tahribatlar kaçınılmaz.
Küçük yaştaki çocukların bile çıkmaktan,flörtten bahsediyor olması,yine bu çocuklar arasında yaşanan şaşkınlık veren utanç tabloları,sıkça yapılan DNA testleri,babası baba olmayan,anneside zaten hiç anne olamamış zavallı çocuklar,çarpık ilişkiler,intiharlar vs. çöküntünün ne boyutlarda olduğunun açık bir kanıtı.
Bundan çok değil 8-10 yıl evvel ped reklamları çıkınca nasıl kanal değiştireceğimizi şaşıran utancımızdan yüzü kızaran bizler;şimdilerde dallas dizisine rahmet okutacak kadar sapık dizileri ailecek çekinmeden izliyebiliyoruz.Önceleri etek boyu biraz kısa olan birini gördü mü,şaşırarak bakan insanımız artık pavyon kıyafetlerini aratmayan garip bez parçalarıyla rahatça dışarıda dolaşabiliyor.
Dizilerle yatıp,dizilerle kalkıyoruz.Dizilerle bir hizaya diziliyoruz.Dizilerin bize sunduğu hayatları yaşamaya çalışıyor,kendimizi dizilerin kalıplarına sokuyoruz.Oradaki güzel ve yakışıklı oyuncular gibi eşler istiyoruz.Küçük şeylerle mutlu olmak artık çok uzak,iç güzelliği,gönül zenginliği koca bir yalan.Narsist,egoist,ukala,aymaz ve utanmaz bir tarzı benimsedik.Başkasının nasıl ve niceliği umurumuzda bile değil….
Hepimiz bilelim ki;bu gidişin sonu hayır değil.Bizleri uyutan,hissizleştiren,bilinçsizleştiren öyle bir güruh var ki;onlar asla uyumuyor ve çok bilinçli hareket ediyorlar.Sahip olduğumuz bütün değerler elimizden teker teker gidiyor.Bizler sel suyuna kapılmış kuru kütükler gibi kendimizi akıntıya bırakırsak korkarım ki bir daha geri dönüşümüz olmayacak.
“O hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır…”(Mülk suresi 2.ayet)Buyuran Rabbimize tertemiz ve dosdoğru yaşanmış hayatlar sunmalıyız.İzzetli yaşamak da,zelil olmakta bizim elimizde.Allah bizleri doğru yolundan ayırmasın.(amin)
Cahide Sultan
elbistanlı Says:
16/10/2009 at 9:16 am e çok güzel ve önemli bir konuya değinmişsin abla kalemine yüreğine sağlık..haklısın diziler bizi hizaya diziyor.şimdilik cansu pek dizi izlemeye fırsat vermiyor o uyuyuncaya kadar hiç birşey izlemiyoruz.zaten stvnin bazı dizileri ve trtnin ayrılık dizisi dışında takip edilmeye değer bir şey yok..Trt nin ayrılık dizisini sanada tavsiye ederim.filistin konulu bir dizi.ben saatinde izleyemediğim için genelde netten takip ediyorum..abla şimdi çıkmam lazım daha sonra yeniden gelirim inşaallah..öpüyorum hayırlı günler.
16/10/2009 at 9:53 am e cahide abla(abla diyeceğim çünkü heryönden kendime çok yakın hissediyorum seni ve fikir olarakta)o kadar güzel yazmışsın ki.usta bir yazarın yazısı gibi.dizilerin hayatımızdan neler götürdüğünü bende artık farkettim ve bu sene abuk sabuk(aile dizisi olmayanları özellikle bazı kanallardakini)izlememe kararı aldım.bazı kanallardaki diziler artık ipin ucunu kaçırmış durumda..Cuman mübarek olsunlavantin Says:
18/10/2009 at 9:17 am e Caniiim, ne hos yazmissin. Yüregimi sikan ve beni bogan bir konu… Bir yakinimin kücük cocuklariyla izledigi filmi gördügümde saskinliktan baka kalmisitm.
Yazik! Insan nasil bu kadar degerlerini unutur, anlamiyorum. Ayip, edep cok mu gerilerde kaldi? Veya bu kadar lüzümsuzmuydu? Hemncecik soyup ativerdik üstümüzden!…
Canim öyle cok yaniyor ki, aile yapimizin bu lacka ve pörsümüs halinden düsünmemeye caliysiyorum.
Sonu nereye varir acaba? ne yani 10 yil sonra ailece pornografik yayinlar mi izleyecegiz, su an oldugu gibi utanmadan sikilmadan!
gecmis ve bu günü kiyaslarsan sonuc oraya dogru hizla gidiyor.
Sonra vurun dizlerinize, aile ici enses, tacavüzler, sapikliklar diye…
Muhabbetle…
19/10/2009 at 9:55 am e Öncelikle geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum,Elbistanlıya yazdığınız yorumdan öğrendim….Ama elişlerinizden mahrum etmeyin bizi düzelince devam edin…Çok önemli ve güzel bir toplum ayrasına parmak basmışsınız,teşekkürler…Çocuklarımızın geleceği için hiçde doğru olmayan şeyler bunlar….Hayatımızı a dan z ye kadar değiştiriyor maalesef….Rabbim hepimizi hidayetiyle ıslah etsin!!!elif Says:
26/10/2009 at 8:40 am e çok doğru bikonuya değinmişsin böyle devam ederse sonumuz nereye varır
**ÇOCUKLARIN MANEVİYATINI YÜKSELTMEK**
Fitnenin yağmurlar gibi evlerimizin içine ve yaşadığımız topluma yağdığı şu ahir zamanda, unuttuğumuz, önemsemediğimiz belki de ihmal ettiğimiz önemli bir konu çocuklarımızın maneviyatı.Her gün inanılmaz olaylar duyuyoruz; küçük yaşta ki çocukların karıştığı akıl almaz olaylar, akla hayale gelmeyen çeşitli cinayetler, anne babaların evlatlarına, evlatların ise anne babalarına yaptığı türlü zulümler, akıl sahibi her insanın kendisine dönüp bazı sorular sormasını gerekli kılıyor;
1-Acaba çocuğumun maneviyatına ne kadar önem veriyorum?
2-Çocuğum Allah ve Resul’ünü ne kadar tanıyor?
3-Ona yaratılış, varoluş sebebini anlatıyor muyum?
Çocuklarımız bize verilmiş en güzel emanetler. Bizlerde anne ve baba olarak kutlu ve onurlu bir misyonu yüklendik. Hepimiz yavrularımızı en güzel şekilde hayata hazırlamak istiyoruz. Fakat çoğumuz bu hazırlık esnasında bazı ve belki en büyük yerleri boş bırakıyoruz. Okullarda yeteri kadar din ve manevi eğitimi alamayan evlatlarımız eğer ailede de gerekli bilgileri almıyor ve bu bilinçle yetişmiyorsa, hayatının her anında yanlışlar yapabilen bunalımlı insanlar olabiliyorlar….
Şarkıcıların ismini eksiksiz bilen çocuklara nedense onu yaratan Allah’ın isimleri öğretilmiyor. At yarışına sokulur gibi canhıraş sınavlara hazırlanan çocuklar büyük mahşer sınavına hazırlanmıyor. En güzel yemekleri yapıp midelerini doyurduğumuz yavrularımızın ne yazık ki ruhları aç kalıyor. Ve böyle büyük bir boşlukla büyüyen bu çocuklar ne kadar tahsilde yapsa eksik kalıyor….
NE YAPABİLİRİZ?
Eğer henüz çocuğumuz yoksa evvela kendimizi yetiştirelim. Eksiklerimizi fark edip onarma yoluna gidelim. Namaz kılmıyorsak acilen başlayalım. Kur-an’ın orijinalinin yanında mutlaka mealini de okuyalım. Özellikle kadınlar için Nisa ve Nur surelerini okuyup anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
Eğer hamileysek; içimizde taşıdığımız o büyük mucizeyi unutmadan, secdelerimize devam edelim. Sesli olarak Kur’an okuyup dinleyelim. Yaptığımız her davranışın çocuğumuza yansıyacağını unutmayalım.
Çocuğumuz doğduğundan itibaren bütün bebekliği boyunca onu Allah’ın isimleriyle uyutalım.
Anlamaya başladığı 2-3 yaşından itibaren gördüğü, eline aldığı her şeyde ona Allah’ı hatırlatalım. Hatırlatmak için bahaneler arayalım.
”Bu elma ne kadar güzel ve lezzetli değil mi? Allah bu elmayı yaratmasaydı nereden bulurduk? “
“Gözlerin ne kadar güzel, Allah bize gözlerimizi vermeseydi nasıl görebilirdik?”
Her yemeğe oturduğumuzda “Allah’ım sen ne kadar büyüksün. Bize çok nimetler verdin. Sana sonsuz şükürler olsun Rabbim” diyerek çocuğun kalbindeki Allah sevgisini pekiştirebiliriz.
Bazı sünnetleri uygulayarak:”Biliyor musun bunu bize peygamberimiz öğretti. Ben onu çok seviyorum, çünkü O da bizi çok seviyor” gibi. Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Yatağa yatırdığınız zaman felak , nas ve ayet-el kursî gibi koruyucu ayetleri sesli olarak okuyabiliriz.Okula giderken yine bu duaları mutlaka okumalı ve onlara da öğreterek okumalarını sağlamalıyız.Her şeye rağmen kadere engel olamayacağımızı,başımıza gelen kötü hallerinde bizler için bir imtihan olduğunu öğretmeliyiz.
Bizler kul bir peygamberin ümmetiyiz. Seyyid Kutub’un dediği gibi ;”O bugün yaşasaydı doktorlar, eğitimciler, filozoflar ona danışırdı.” Onu dünya gözüyle göremesek de, büyük bir mucize olarak hayatımıza yön veren öğretileri ve hadisi şerifleri bizlere yol gösteriyor. Kabul olunması mutlak bir duayı bizler için saklayan o büyük öndere ümmet olabilme gayreti içinde olmalıyız…
Hem insani hem İslami bir hayat yaşamak inanın zor değil. İslam zorluk değil, incelik dinidir. Çocuklarımızda bizler için güzel bir nimet ve sermayedir ve her çocuğun Allah’ı peygamberini ve dinini öğrenmeye hakkı vardır. Onların cehennem yakıtı değil, cennet bahçesinin gülleri ve yeryüzünün değerli şahsiyetleri olması için bir an evvel gayretlerimizi artıralım…
CAHİDE SULTAN
Cahide’nin notu: Yazımı alıp yayınlayabilirsiniz. Bizim bildiğimizi bilmeyen bütün insanların üzerimizde hakkı var. Herkes elinden geleni yapmalı ve sürekli bir hatırlatma içinde olmalı. Allah hepimize gayret, farkındalık ve şuur nasip etsin.(Âmin)Lütfen sizinde bu konuda farklı uygulamalarınız ve fikirleriniz varsa mutlaka paylaşın.
11 Şubat 2010 Perşembe
UTANIYORUM İNSANLIĞIMDAN!
Utanıyorum kendimden!
Zulüm görüp acı çekerken kardeşlerim,ben hala kendi heveslerimin kucağındayım.Bugün nasıl daha fazla rahat ederim kaygısandayım….
Utanıyorum kendimden!
Dört çocuğunu, ailesini kaybettiği halde”ELHAMDULİLLAH”diyen filistinli kardeşime,bacakları koptuğu halde ölüme bir adım kaldığı halde “ŞEHADET”getirmeyi unutmayan gence rağmen,başımdaki küçük bir ağrıyı dert ettiğim için….
Utanıyorum insanlığımdan!
Yahudi soysuzunun bunca zulmüne rağmen,hala coca cola içebildiğim,hala nestle yiyebildiğim ve hala ariel deterjan kullanabildiğim için.Bir yahudi için ne kadar müslümanı öldürse o kadar sevap sayılırken,benim hala onlarda insan dediğim için…
Utanıyorum anneliğimden!
Bir yahudi kadın için sayılarının artması adına,doğurabildiği kadar çocuk doğurması bir şeref iken,hala doğum kontrolü şart dediğim ve ikiden fazla çocuğu olanları kınadığım için.Onlar aile bağlarını zedeler kaygısıyle evine televizyon almazken,benim avrupa yakasını çocuklarımla rahatlıkla seyredebildiğim için…
Utanıyorum müslümanlığımdan!
Ağlama duvarının karşısında gözyaşları ile ağlayan,bir ibadet ruhu ile müslümanı katleden,katlettikçe mutlu olan katile rağmen,namazlarımı hafife aldığım,günlerce kapağı açılmadan duran kitabımı okumadığım,bir gece kalkıpta kardeşlerime dua edemediğim için….
Yüzüne bakamıyorum kardeşim!
Sen yıllardır bulduğun bir kuru lokmaya ,bir yudum suya şükrederken etsiz yemek pişiremediğim,tatlısız yapamadığım,bugün ne pişirsem sorusunu kafamdan atamadığım için…..
sen acılar içinde kıvranırken,seni televizyonda bile görmeye tahammül edemeyip televizyonu kapattığım için….
Affını diliyorum Allahım!
Bu fütursuz hallerim,duasız dillerim,ıslanmayan gözlerim,yardımsız ellerim için.Kaygısız bir duruş sergilediğim için.Sorumsuz insanlığım ve müslümanlığım için senin affını diliyorum….
Bize yardım et Allahım!
Sorumluluktan kaçan inanç ucuzluğuna karşı bize yardım et.Basiretimizi ferasetimizi,bilincimizi artır.Bize ümmet ruhunu yaşat,”İman bir nimettir”bu nimeti bize fazlasıyle ver Allahım.Gaflet uykumuzdan uyandır,üzerimize oynanan oyunları farkedebilmeyi bize nasip et…
Zalimleri kahret Allahım!
Kardeşlerimin ve bizim onurumuzu çiğneyen,akla gelmeyen zulümleri yapan,tek kendini insan sayan bu şerefsiz mahlukları KAHHAR isminle kahret Allahım.Onların yokoluşunu,kahroluşunu,onları elim azabınla cezalandırdığın günü bizede göster.Kalplerine korkunu sal,onların gözünde müslümanı heybetli ve büyük göster Allahım.Sen büyükler büyüğüsün,onların saltanatını en kısa zamanda yerle bir et Allahım.Onları kahret,onları kahret,onları kahret Allahım……(amin)
10 Şubat 2010 Çarşamba
Punch İğnesi Arayanlar...
Son günlerde popüler olan punch nakışını yapmak isteyip, iğnesini bulamayanlar... İğne İplik Dergisi Kasım ayı sayısında hediye olarak punch iğnesi veriyor...
Ayrıca 25-28 Aralık 2008 tarihleri arasındaki Hobby & Art & Crafts El Sanatları Fuarı için 2 kişilik davetiye de derginin bu sayıdaki hediyelerinden...

Ayrıca 25-28 Aralık 2008 tarihleri arasındaki Hobby & Art & Crafts El Sanatları Fuarı için 2 kişilik davetiye de derginin bu sayıdaki hediyelerinden...

DUYDUNUZ MU? NOEL BABA FİLİSTİNE GİTMİŞ!
Yeni yıl gelmiş demek,iyisiniz hoşsunuz umarım,eminim programınız tamamdır,hediyeleriniz hazırdır.Yılbaşı gecesi ne giyeceğinize,hindiyi nasıl pişireceğinizede karar vermişsinizdir.Siz daha iyi bilirsiniz yeni yıla nasıl başlarsanız bütün yılın öyle geçeceğini,bilirsiniz üzülüp ağlamanın iyi gelmediğini….
Duydunuz mu Noel baba filistine gitmiş.Çuvalından kanları akıta akıta gitmiş,Filistinli çocukların babalarını abilerini alıpta gitmiş,bir yetimlik dağıtmış,bir çaresizlik….
Ama sakın rahatınızı bozmayın,haberlere falan bakmayın.Yılbaşı ağacınızı daha büyük daha ışıklı yapın.Ağacın üstüne bir noel baba figürü kondurmayı sakın unutmayın.Saat 12′yi vurduğunda en hareketli müzikler eşliğinde en kıvrak danslarınızı gösterin herkese,ayaklarınızın altında ezilenleri sakın umursamayın…..
Birde kapıya pencereye yakın bir yere büyükçe bir çorap koyun.Hani hep yaparsınız ya;belki noel baba sizede uğrar sizede verecek hediyeleri vardır.Hep kocaman yalanlarla gelmez ya,bazen gerçek bir şeylerde bırakır.Kopmuş bir kol, parçalanmış bir bacak gibi mesela,biraz acı biraz gözyaşı gibi….
CAHİDE SULTAN
8 Şubat 2010 Pazartesi
HOŞGELDİN RAMAZAN
Ömrümün otuz ikinci yılınada hoşgeldin.Nurlarını saçarak,rahmet pazarını açarak geldin.Sahurunla,iftarınla geldin.
Nasılda özlemişim seni,
sensiz geçen on bir ayda farketmemişim bunu.Sen gelince anladım on bir aylık yokluğunu.
Ne çok şeyi farkediyorum gelişinle beraber,
Gecenin en özel saatlerini,vuslata eriştiğim zaman,beklemenin güzelliğini,suyun ne denli lezzetli olduğunu mesela,acıktığım vakit yemeğin tadını farkediyorum.İftar saatinde Rabbime kul olduğumu ve bunun ne kadar özel ve ayrıcalıklı bir durum olduğunu farkediyorum.
Senin her halini seviyorum ben;
Senede sadece bir ayda olsa,misafirliğini beklemeyi seviyorum.
El açıp dua ederken,taa ciğerlerimi dolduran huzuru seviyorum.
Ruhumu okşayan rahmet esintisini,duaların gözyaşlarıyla buluşmasını seviyorum.Nimetler gözlerimin önünde serili iken,onlara dokunamayışımı seviyorum.Tüm şımarıklığıma ve nankörlüğüme rağmen,beni her sene ziyaret edişini seviyorum.Bazen hediyelerini almayı bilemesemde,hep elin kolun dolu gelişini seviyorum.
İşte yine geldin canım,yine rahmet getirdin,mağfiret getirdin yine.Bunca isyan ve nisyanımıza rağmen,tüm güzelliğin ve cömertliğinle geldin.
Yüreğime hoşgeldin sevgilim,
hoşgeldin Ya şehr-i ramazan hoşgeldin….
CAHİDE SULTAN
7 Şubat 2010 Pazar
HABERSİZ GELECEKSİN BİRGÜN…
Habersiz geleceksin bir gün biliyorum.Kapımı çalmadan gireceksin içeri.Elimde işim,ocakta aşım,gözümde yaşıma bakmadan geleceksin.Ne haber vereceksin,ne davet edilmeyi bekleyeceksin…
Dünya halen içimdeyken,heveslerim zirvedeyken,hiç bir işim bitmemişken geleceksin.Hazırlığım yok,umutlarım çokken,belki aç belki tokken geleceksin.
Dünya halen içimdeyken,heveslerim zirvedeyken,hiç bir işim bitmemişken geleceksin.Hazırlığım yok,umutlarım çokken,belki aç belki tokken geleceksin.
“Biraz bekle”,”biraz dur”,”biraz geç kal” diyemeden,bir şeyler alamadan yanıma,yalnız kalınca bir kabirde neler gerekir?onları dolduramadan valize,kimseyle vedalaşmadan,son taksitleri yatıramadan…
Oğlumu son kez göremeden,kızımı öpemeden,son sözlerimi diyemeden geleceksin.
İzin bile almadan,”müsaitmisin” diye sormadan,yaşa başa bakmadan,son lokmayı yutmadan geleceksin.
Anaları evlatsız,evlatları anasız,yiğitleri yarsız bırakansın sen.gülüşleri yarım,sızıları derin bırakansın sen.Her yeni ölümle hayatın yalanlığını anlatansın sen.Kapıyı en çok çalan ama hiç beklenmeyensin.Davetliler arasında bulunmayansın.En çok görünen fakat hiç hatırlanmayansın.
Hayallerim sensiz,planlarım sensiz,sensiz kalemim kağıdım,sensiz ekmeğim aşım…
Biliyorum habersiz geleceksin birgün.Her şeye rağmen,tüm unutulmuşluklara,tüm aldanmışlıklara rağmen geleceksin.Yarım olan,tam olan neyim varsa alıp gideceksin.Kimseye bildirmeden en sessiz halinle geleceksin ama giderken nice fırtınalar bırakacaksın ardında…
Ansızın geleceksin birgün,
En güzel azalarımı çürütmek için,en tatlı varlığımı eritmek için geleceksin.
Yanıma yalnızlığı vererek bütün pişmanlıkları önüme sererek geleceksin…
Cahide Sultan
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun...
TAŞINIRKEN GERİDE KALANLAR
Hiç ev taşıdınız mı? peki hiç düşündünüz mü taşınırken geride neler bıraktığınızı.Benim gibi on defa ev taşıdıysanız anlarsınız ne demek istediğimi.Bir evden taşınırken çok şeyler bırakırsınız geride.Sakın “hayır herşeyimi topladım” demeyin.Bakın neler bırakırsınız arkanızda;
Bıraktığınız evde yaşadığınız kadar bir ömrü,daha genç yıllarınızı,saklayıp bir kutuya koyamayacağınız anılarınızı,en çocuk yanlarınızı bırakırsınız.
bilmem kaçıncı evlilik yıldömünüzü,orada dökülen gözyaşlarınızı,bir iş görüşmesinden sonraki mutlu akşamınızı,secde ettiğiniz yerleri…
Bebeğiniz orda doğmuştur mesela,ilk doğum gününü orda kutlamışsınızdır.İlk dişi orda çıkmış,ilk orda yürümüştür.Okula orda başlamıştır.Ufaklığın gizli gizli duvara yazdığı yazılar da kalır geride.
Her bıraktığınız evde sizden bir parçayıda bırakırsınız.Karşı komşunuz,yan komşunuz,çocuğu hergün gönderdiğiniz bakkal,fırın…
Kırılan bir bardağın parçaları gibi her yere dağılırsınız aslında,toplamak ne mümkün,ama;
Orayı asla unutamazsınız,silip atamazsınız asla.Yıllar sonra bile her oradan geçişte bir kez durup o eve bakmadan,anıları tek tek hatırlamadan gidemezsiniz.Hatıralar,hüzünler,kahkahalar o evin duvarlarına sinmiştir sanki .Nasıl burkulur içiniz,yüreğinize ince bir sızı yerleşir. Siz artık o evdeki siz değilsinizdir.Çocuklar orada ki çocuklar değil…
Şimdi bir daha bakın o eve, ne çok şey bırakmışsınız geride değil mi?
Cahide Sultan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






